This blog will redirect 2 http://trancemp3s.blogspot.com/ in 6 secs
Showing posts with label Edebiyat. Show all posts
Showing posts with label Edebiyat. Show all posts

Saturday, January 17, 2009

Cahit Sıtkı Tarancı - Memleket isterim



Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Thursday, January 15, 2009

Mevlana


"Come, come again, whoever you are, come!
Heathen, fire worshipper or idolatrous, come!
Come even if you broke your penitence a hundred times,
Ours is the portal of hope, come as you are."
Mawlānā

"Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"
Hz. Mevlana

DOST DEDİĞİN

Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli...

Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana sarılmalı....

Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı..

Dost dediğin; fanatik olmalı;

Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli,

Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,

Ve ağladığında, seninle ağlamalı...

Ama hepsinden daha çok;

Dost matematiksel olmalı;

Sevinci çarpmalı...

Üzüntüyü bölmeli...

Geçmişi çıkarmalı...

Yarını toplamalı...

Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...

Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmalı...

İşi bitince seni bir tarafa atmamalı...


MEVLANA


yedi öğüdü:

-cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
-şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
-başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol.
-hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
-tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
-hoşgörülülükte deniz gibi ol.
-ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

bu denizde ne ölmek var bize
bu denizde ne gam, ne dert, ne keder.
bu deniz alabildigine muhabbet
bu deniz iyilikten, cömertlikten ibaret.


http://www.mevlanayili.gov.tr
http://www.mevlana.net/
http://en.wikipedia.org/wiki/Mevlana

Tuesday, January 13, 2009

Nazım Hikmet Ran | Yaşamak Şakaya Gelmez (On Living)


Nazim Hikmet, 1902-1963






Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir
sincap gibi mesala,
yani, yaşamanın dışında ve
ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani,bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derece, öylesine ki,
mesala, kolların bağlı arkadan,
sırtın duvarda, yahut,
kocaman gözlüklerin,
bembeyaz gömleğinle bir
laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna
zorlamamışken, hem de en güzel,
en gerçek şeyin yaşamak olduğunu
bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki
yaşamayı, yetmişinde bile,
mesala,
zeytin dikeceksin, hem de öyle
çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme
inanmadığın için, yaşamak, yani
ağır bastığından.
On Living

1
Living is no laughing matter :
you must live with great seriousness
like a squirrel, for example -
I mean without
looking for something beyond and above living,
I mean living must be your whole occupation.

Living is no laughing matter:
you must take it seriously,
so much so and to such a degree
that, for example,
your hands tied behind your back,
your back to the wall,
or else in a laboratory,
in your white coat and safety glasses,
you can die for people -
even for people whose faces you have never seen,
even though you know living
is the most real, the most beautiful thing.

I mean, you must take living so seriously
that even at seventy,
for example,
you'll plant olive trees -
and not for your children, either
but because although you fear death you don't believe it,
because living, I mean,
weighs heavier.

1947



Nazım Hikmet Ran





2
Let's say we are seriously ill, need surgery -
which is to say we might not get up
from the white table.
Even though it's impossible not to feel sad
about going a little too soon,
we'll still laugh at the jokes being told,
we'll look out the window to see if it's raining,
or still wait anxiously
for the latest newscast…

Let's say we are at the front -
for something worth fighting for, say.
There, in the first offensive, on that very day,
We might fall on our face, dead.
We'll know this with a curious anger,
but we'll still worry ourselves to death
about the outcome of the war, which could last years.

Let's say we're in prison
and close to fifty,
and we have eighteen more years, say,
before the iron doors will open.
We’ll still live with the outside,
with its people and animals, struggle and wind –
I mean with the outside beyond the walls.
I mean, however and wherever we are,
we must live as if we will never die...

1948


3
This earth will grow cold, a star among stars
and one of the smallest,
a gilded mote on blue velvet -
I mean this, our great earth.
This earth will grow cold one day.
not like a block of ice
or a dead cloud even
but like an empty walnut it will roll along
in pitch-black space.
You must grieve for this right now
- you have to feel this sorrow now -
for the world must be loved this much
if you're going to say "I lived"...

February 1948

Poems of Nazim Hikmet, translated by Randy Blasing and Mutlu Konuk, is published by Persea Books.



Can Yücel | Her Şey Sende Gizli



Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...

Can Yücel - Değişik & Yeni Türkü - Başka Türlü Bir Şey



Yeni Türkü - Başka Türlü Bir Şey


Can Yücel - Değişik

Başka türlü bir şey benim istediğim:
Ne ağaca benzer, ne de buluta.
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz,
Havası ayrı hava..

Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun

Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince
Dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
Vardığın çimen yeşilliğince

Nerde gördüklerim?
Nerde o beklediğim
Rengi başka
Tadı başka..

Can Yücel

Rudyard Kipling - Eğer (If)

Eğer, bütün etrafındakiler şaşırıp kabahat’i sana attıkları zaman sen aklını ve soğukkanlılığını muhafaza edebilirsen;
Eğer, sana kimse inanmazken bile sen kendine güvenir ve onların inanmadıklarını bile hoş görebilirsen;
Eğer; bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan yahut iftiraya uğrarda sen iftira ile mukabelede bulunmazsan; yahut garaza tahammül eder, sende garazkar olmazsan ve yinede fazla iyi görünmeye çalışmaz ve şikayet edip konuşmazsan;
Eğer; hayal edebilir ve gayelerini yalnız düşüncede bırakmamaya çalışırsan;
Eğer; felaketle saadeti bir tutabilir bu iki hilekarı aynı şekilde karşılayabilirsen;
Eğer; gerçek olan sözlerin ahmakları aldatmak için alçaklar tarafından değiştirildiğini duyarda katlanabilirsen; yahut bütün ömrünü uğruna harcadığın şeylerin yıkıldığını görürde hemen koşup yorgun argın ellerinle onu tekrar yapabilirsen;
Eğer;bütün varını bir yığına yapıp da gerektiğinde onu tekrar bir gaye uğruna kurban edebilir ve zararın hakkında hiçbir söz etmeden tekrar ve yeniden başlayabilirsen;
Eğer; dermanı çoktan tükenmiş olan kalp ve sinirlerine bir emirle yeniden güç verebilirsen ve sana mukavemet et diyen iradenden başka hiçbir şeyin kalmadığı zaman ayakta kalabilirsen;
Eğer; ayak takımı ile görüşebilir ve yine de faziletini koruyabilirsen; yahut krallarla dolaştığın halde gururlanıp benliğinden kaybetmezsen;
Eğer; ne düşmanlarının ne de seni seven dostlarının sözleri seni incitmezse;
Eğer;Her şeye önem verir; fakat kimseye olduğundan fazla önem vermezsen;
Eğer;Her dakikanın 60 saniyesini değerince kullanabilirsen;
İŞTE O ZAMAN DÜNYA DA İÇİNDEKİ HER ŞEYDE SENİN OLUR VEHATTA DAHA DA FAZLASI ADAM OLURSUN OĞLUM

Rudyard Kipling - If


If you can keep your head when all about you
Are losing theirs and blaming it on you,
If you can trust yourself when all men doubt you,
But make allowance for their doubting too;
If you can wait and not be tired by waiting,
Or being lied about, don't deal in lies,
Or being hated, don't give way to hating,
And yet don't look too good, nor talk too wise:

If you can dream - and not make dreams your master,
If you can think - and not make thoughts your aim;
If you can meet with Triumph and Disaster
And treat those two impostors just the same;
If you can bear to hear the truth you've spoken
Twisted by knaves to make a trap for fools,
Or watch the things you gave your life to, broken,
And stoop and build 'em up with worn-out tools:

If you can make one heap of all your winnings
And risk it all on one turn of pitch-and-toss,
And lose, and start again at your beginnings
And never breath a word about your loss;
If you can force your heart and nerve and sinew
To serve your turn long after they are gone,
And so hold on when there is nothing in you
Except the Will which says to them: "Hold on!"

If you can talk with crowds and keep your virtue,
Or walk with kings - nor lose the common touch,
If neither foes nor loving friends can hurt you,
If all men count with you, but none too much;
If you can fill the unforgiving minute
With sixty seconds' worth of distance run,
Yours is the Earth and everything that's in it,
And - which is more - you'll be a Man, my son!

Rudyard Kipling (1865-1936)

Tuesday, November 25, 2008

BİR YEMEK TARİFİ



Bir bardak dolusu gülümseme ile başlayın,
Bir kap dolusu dostluk ilave edin,
Bir tutam yumuşaklık ve biraz da nezaket tozu ile kabartın,
Bir kaşık ümit,
Bir büyük porsiyon yardımlaşma,
Çok miktarda ılım ve bir tutam alçakgönüllülük ile çırpın.
Kuvvetlendirmek için de bir çorba kaşığı güvene
ihtiyacınız olacak.
Bir sadakat kasesi içinde bir ölçü inanç, iki ölçü aklı selim ve
birkaç damla hoşgörüyü azar azar ilave ederek
sevgi ile karıştırın.
iki kaşık gülücük, bir kaşık sabır ve bir tutam övgü ilave edin.
Şevk ile hiç durmadan karıştırın ve şükran ile
tatlandırın.
Yemeğin adı mı?
İNSANLIK !!!